Çöldeki Rüya
“Las Vegas, kumar makinelerine oranın bir süsü gibi bakarsanız, kumar şehrinden çok, gezmek ve görülmekle tükenmeyecek zenginlikte bir şölen yeri.
HALİT ANGINER/CANADATÜRK
Şimdi penceresi önünde oturmuş, karşımdaki masal dünyasına dalıp gittiğim Bellagio Oteli’ni Steve Wynn yaptırmış.
Wynn, Las Vegas’ın efsane isimlerinden biri. Buradaki, dünya çapında ünlenmiş olağan üstü otellerde; Mirage, Tresure Island, Bellagio otellerinde ve en son kendi adını taşıyan Wynn Oteli’nde hep onun imzası var.
Wynn, antropoloji ve İngiliz edebiyatı okumuş. Parlak bir öğrenciymiş. Babası iflas edince, işlerini Wynn devralmış.
Sonra Las Vegas’ta bir otele ortak olmuş. Edebiyatla kumar ne kadar uyumludur diye düşününce, akla Dostoyevski geliyor. Demek ki olabiliyormuş.
Wynn, finans becerileriyle topladığı paraları hayalini kurduğu, düşüncelerinde büyüttüğü rüyaya yatırmış ve Mirage Oteli çıkmış ortaya.
Otelin sarı renkli camları gerçek altın tozu karıştırılarak yaptırılmış. Önünde patlayan, sağa sola lavlar saçan bir yanardağ , içinde tropik orman, beyaz kaplanların oynaştığı bahçe, yunus balıklarının gösteri yaptığı bir havuz var.
Otel büyük ilgi görmüş ve 7 yılda ödenecek borcunu, 1.5 yılda ödemiş. Bunun üzerine Wynn, Mirage’ın hemen yanındaki arsaya Tresure Island Oteli’ni yaptırmış.
R.L. Stefenson’un ünlü romanından adını alan bu otelin önünde Karayip adalarındaki korsanların yaşadıkları kasaba ve köyleri andıran bir mahalle var.
Bu mahallenin önünde küçük bir koya benzeyen havuzda korsan gemileri savaşıyorlar. Silahlar, toplar patlıyor, gemiciler vurulup suya düşüyorlar.
Patlamalar ve dumanlar arasında isabet alan gemilerden biri batıp sulara gömülüyor. Bu savaş sahnesi her gün, defalarca tekrar ediliyor.
Aynı şekilde, Mirage’ın önündeki volkan her saat başı patlıyor ve alevler saçan lavlar yanardağdan aşağı dökülüyor.
Bu gibi gösteriler, bütün diğer otellerde de var. Bunlar için herhangi bir ücret ödenmiyor. Bellagio Oteli’nin penceresinden böyle bir gösteriyi izlemek üzereyim.
Otelin hemen önünde; İtalya’daki Como Gölü’nü andıran havuzun kıyısına, yine bu gölün kenarındaki evlerin benzerleri yapılmış.
Ve şölen başlıyor: Müzik, ardından yüzlerce fıskiyeden aynı anda yükselen su. Su sütunları müziğin ritmiyle yükseliyor, alçalıyor, kıvrılıyor, bükülüyor.
Bir önceki gelişimde buranın temelleri daha yeni kazılıyordu. Wynn’in bu yeni projesinin Las Vegas’taki en güzel ve en pahalı proje olacağını okumuştum.
Hanımla, bir daha geldiğimizde, Bellagio’da kalırız diye düşündük. Kısmet olup tekrar gelince, kabul yerindeki görevliye, bunu anlattım.
Dedim ki: Bize güzel bir oda verirseniz, temeli atılırken kurduğumuz hayali yaşayabiliriz. Yoksa bu ziyaretimiz sukût-u hayal içinde bitebilir!
Görevli güldü. Giriş kartını uzatırken: Size elimdeki en güzel odayı verdim, dedi, güle güle kalın.
Bellagio bir müze gibi. Lobide ünlü bir cam sanatçısının elinden çıkmış harika bir avize bulunuyor. Avize 2000 adet cam çiçekten meydana gelmiş.
Otelin değişik bölümlerinde aynı sanatçının değişik cam ürünleri görülebiliyor. Yerdeki seramik ve halıların desenleri de öyle güzel ki. Yukarıya mı baksın, yoksa yere mi, insan şaşırıyor.
Botanik bahçesini de anlatmalıyım. Dünyanın her köşesinden bitkiler ve çiçekler, bir buketteki gibi, uyum içinde ve her türlü detay inceden inceye göz önünde tutularak bir araya getirilmiş.
Bellagio’nun sanat galerisinde dünyanın ünlü sanatçılarının eserleri görülebiliyor.
En pahalı dirsek!
Wynn’in kişisel resim koleksiyonu da pek ünlü. Olaya şahit olan bir kadın gazeteciden okuduğuma göre, Wynn ona, 48 milyon dolara aldığı Picasso’nun bir tablosunu, 139 milyon dolara sattığını söylemiş.
Sonra son defa görebilmesi için tablonun yanına götürmüş gazeteciyi. Wynn, resimdeki bir şeyi işaret etmek için elini duvarda asılı olan tabloya uzatmış. Wynn’in gözleri bozuk olduğundan mesafelere uyum sağlayamıyormuş. Bu nedenle kolunu hareket ettirince dirseği tablonun içine girivermiş. Tablo tamir edilmiş ama satış da iptal edilmiş.
Tamir gördüğü için tablonun şimdiki değeri 80 milyon dolara düşmüş. Yani değer kaybı 60 milyon dolar!
Olay üzerine Wynn demiş ki: Para umurumda değil. İki şeye memnunum. Birincisi tabloyu iyi ki ben yırttım, ikincisi tablo artık ailemizde kalacak.
İşte böyle, dünyamızda kimileri ay sonunu zar zor getirirken, kimileri avuç kadar resme milyonlarca doları hiç önemsemeden sayabiliyorlar.
Gördüğünüz gibi, hem Las Vegas’ı anlatıyorum hem de kumardan hiç bahsetmedim. Bu hem mümkün, hem de değil.
Mümkün değil, çünkü kentin tarihi kumarla yazılmaya başlamış, kumarla gelişmiş.
Mümkün, çünkü insanın böyle bir tutkusu yoksa, ya da benim gibi kumar oynanmasına olumlu gözle bakmıyorsa, Las Vegas’ta, kumarın farkında bile olmayabiliyor.
Ama bu makinelerin farkına varmamak anlamında değil. Las Vegas’ta makineler her yerde: Otellerde, restoranlarda, barlarda, sokakta, her yerde.
Işıkları renk renk yanıp sönüyor. Durmaksızın hareket ediyor, sesler çıkarıyorlar. Atılan paraları gulup diye bir anda yutuyor, verirken tane tane: Çak – çak – çak, diye veriyorlar.
Las Vegas’a ilk gidişimde, gideceğimi söylediğim bir arkadaşım: “ Aa, sen de oynuyor musun?” diye sormuştu. Yani kumar oynuyor muyum?
Oysa, Las Vegas, kumar makinelerine oranın bir süsü gibi bakarsanız, kumar şehrinden çok, gezmek ve görülmekle tükenmeyecek zenginlikte bir şölen yeri.
Las Vegas’ta oteller, gecelenecek yerlerden çok, birer gezinti yeri, her çeşit şovun izlenebildiği birer lunapark, birer hayvanat bahçesi, birer müze, birer sanat galerisi, birer tiyatro salonu gibiler.
Las Vegas’ta Mısır Piramitlerini, Eyfel Kulesini, San Marco Meydanını, Chrysler Binasını görebilir, Nil Nehri’nde, Venedik kanallarında gezebilir, New York sokaklarında yürüyebilir, Paris restoranlarında yemek yiyebilirsiniz.
Çocuklar başlarının üzerinde uçan trapezlere bakabilir, palyaçoların şakalarına gülebilir, Orta Çağın prens ve prensesleriyle sohbet edebilirler.
Aslanları, kaplanları bir camın ardından izleyebilir, yunuslarla oynayabilir, papağanlarla konuşabilirler.
Üstelik bunların çoğu için para da ödenmez Las vegas’ta. Bunları yapmak için otellerde kalmak da gerekmiyor. Bunca olanaklarına karşın, oda fiyatları bir hayli uygun. Ortalama 100 doların altında.
Geçmişte, sadece kumardan para kazanıldığı yıllarda, Las Vegas’ta hemen herşey bedavaymış. Yemekler, içkiler, herşey. Yeter ki gel ve kumar oyna.
Hatırlıyorum, eski yıllarda Las Vegas’a gelen tanınmış bir Türk yazar, gazetesinde burada yedikleri nefis biftekler için, kaldıkları sürece para ödemediklerini yazmıştı.
Ama artık yemekler bedava değil. Turizm öne çıkıp, kumar ikinci planda kalınca, paralı olmuş. Ama yine de en güzel yemekler, en uygun fiyatlarla, Las Vegas’ta yenir.
Her taraf restoran! Her otelin bir çok restoranı var. Sadece Wynn Otelinin restoran adedi onsekiz. Bu da çok normal. Çünkü her otelin 2000 ile 5000 arasında odası var.
Bu kadar adamı doyurmak pek kolay olmasa gerek. Ama herşey bir makine gibi işliyor. Herşey ne kadar ucuz olursa olsun, bir yılda Las Vegas’a gelen 35 milyon kişiyle çarpınca ortaya çıkan rakam milyar ve milyarlarca dolar oluveriyor.
Wynn, son oteline kendi adını vermiş. İşler böyle iyi gittiğine göre, onun yenilikler taşıyan başka otellerini görmek ve aldığı yeni tabloları gazetelerde okumak kısmet olacak demektir.
Geniş hayal gücüne sahip ve kendilerine sarsılmaz güveni olan bu insanlar, kuru, karanlık Nevada Çölü’nde renkli, ışıltılı bir dünya yaratarak rüyalarını gerçekleştirmişler.
Bu insanların maceralı uğraşlarıyla, metrekaresi 0.2 cent (yanlış okumadınız; 0.2 cent) olan bu toprakların, metre karesi 7500 dolar eden arsalar haline gelişinin hikayesini anlatmaya devam edeceğim.



Yorum gönder