Arabayı kiralarken görevliye: ‘’Yolumuz hem uzun hem de bir hayli zor, arazide yolculuk yapacağız’’ dedim. Nereye gideceğimizi sordu; ‘’Norveç’e’’ dedim. Bilmiş bir tavırla: ‘’Size yeni ve sağlam bir araba gerekli” dedi. Ve gerçekten yeni ve sağlam görünümlü, bizi yollarda bırakmayacak gibi duran bir oto ile geri döndü.
Yola koyulduk. Norveç’e Arktik Çizgisini geçtikten sonra, Finlandiya’nın kuzeyinden girdik. Bir gece önce, arabayla devamlı kuzey yönüne giderken, önümüzde asılı gibi duran ve hiç ara vermeden ışınlarını gözlerimin içine salan geceyarısı güneşinin verdiği yorgunluktan halsiz düşmüş, sabah güçlükle uyanmıştım. Bir yandan yorgunluk, bir yandan Norveç heyecanı. Birden sınır girişindeki Norveç bayrağını görünce yorgunluğum filan kaybolup gitti. Nordkapp’a uzun yolculuğumuz başladı.
Kuzey’ e yaklaştıkça orman örtüsü seyreldi ve zamanla yok oldu. Güneş solgun gri bulutların ardında kayboldu. İnsansız dağlarda Kuzey steplerinin, toprağı onbeş santim kalınlıkta bir halı gibi kaplayan yosun tabakasının üzerinde dolaşıp yiyecek arayan Ren Geyiği sürüleri ve solgun hüzünlü denize birkaç yüz metre yükseklikten dimdik inen yamaçların derinliğinde uçuşan martılar ve bu sessizlikte kayıp giden otomobilimizden başka hareketli hiçbir şeyin görülmediği yerleri geçip Nordkapp’a varıyoruz.
Nordkapp’a Norveç’in Eyfel Kulesi denebilir. Norveç’e gelen her meraklı bu sonsuz gibi görünen bitmez tükenmez yolculuğu yapıp buraya, Avrupa’nın en kuzey ucuna geliyor. Nord Kapp büyük bir plato. Kara Kuzey Buz Denizi’nde bir bıçak keskinliğinde bitiyor. Platonun kenarýna geldiğinizde çok aşağılarda ağır çekilmiş bir film ritminde daracık sahili döven dalgaları, çok uzaklarda dalgalar arasında bir görünen bir kaybolan Kuzey’in cesur denizcilerini taşıyan balıkçı teknelerini görüyor, martılarýn sessizliği bölen çığlıklarını dinliyor ve birden kendinizi erişilemeyen bir şeyi başarmış bir Fatih gibi hissediyorsunuz.
İşte bu duygular içinde kaşifliğe soyunurken, Nordkapp’ýn sembolü olan kocaman küre önünde poz verirken birden birden küreye yapıştırılmış bir Türk bayrağı ve yanında bir Türk ismi görüyor ve bir Fatih olmadığımý anlıyorum.
Nordkapp’ta güneş yazın üç ayı hiç batmıyor. Ufuk çizgisine kadar alçalıyor, orada bir süre kalıyor, sonra tekrar yükseliyor. Kışın tam tersi, hiç görünmüyor . Gecelediðimiz balıkçı köyündeki ev sahibemiz bayan Sigrid , kışı nasıl geçirdiğini , o karanlık günlerde ne yaptığını , sıkılıp sıkılmadığını sorduğumuzda; ‘’Kışın karlar altındaki köyde herkesin evlerinin sokağa bakan pencerelerine 24 saat yanan mumlar koyduğunu, köylülerin birbirlerini ziyaret ettiklerini , kadınların örgü örüp, el işi yaptýklarýný, erkeklerin ise evlerde tamirat iþlerini yaptıklarını, çocuklara balıkçılık maceralarını anlatıklarnı, ihtiyarların ise savaşta Almanlar’ ın nasıl köydeki bütün evleri yakıp, hayvanları ve mahsulü yok edip köylüleri yalnızca birer çanta eşyayla güneye, şehirlere sürdüklerini hikaye ettiklerini” anlattı.
Dünyayı görmüş bayan Sigrid, Türkiye’ye bile gelmiş. Ayrılırken Kuzey insanının ölçülü yakınlığını bırakıp boynumuza sarılıyor, arkamızdan uzun süre el sallıyor.
Güney’e yol alıyoruz. Norveç, yüksek dağların arasından kilometrelerce karaya sokulan denizin meydana getirdiği fiyord lar ülkesi. Sarp dağları ve fiyordları, çoğu yerde karşıdan gelen arabaya yol vermek zorunda kaldığımız daracık yollar, sayısız tüneller ve feribotlarla aşıyoruz. Bu arada dünyanın en uzun tünelini geçiyoruz – 25 km -. Bir gün içinde, 150 kilometrelik yolda 34 tünel ve feribot yolculuğu – herhalde dünya rekoru - yapıyoruz. Tabiatın güzelliği insanı büyülüyor. Feribot yolculuğu turistik tur gibi adeta; yüzeyi bir cam gibi, üzerinde, iki yanında yükselen tepeleri karlı ama yamaçları yemyeşil dağların aksini bir tablo gibi taşıyan fiyordu geçerken eriyen karların meydana getirdiği sayısız şelaleyi izliyor, neyin fotoğrafını çekeceğimizi bilemiyoruz.
Geceleri dağ kulübelerinde, küçük köylerdeki evlerin küçük bir odasýnda kalıyoruz. Dağların arasına sıkışmış daracık bir vadide ve tabii ki daracık bir yolda yeni arabamızı, içinden yükselen otların çiçeklerin gizlediði bir hendeğe deviriyorum. Yakındaki köyden yardımımıza geliyorlar traktörle. Ama halatı bağlayacak bir yer bulamayınca iş Viking torunlarının güçlü kollarına kalıyor. Bizim arabayı tutup kaldırıyorlar. Para vermek istiyorum; zaman ve emekleri için, reddediyor, tersine ülkelerini ziyaret ettiğimiz için bize teşekkür ediyorlar.
Trondheim’ da sokak aralarında dolaşırken bir çifte yol soruyoruz. Sonra oradan buradan konuşurken, bayan birden bizi evine davet ediyor. ‘‘ Ben” diyor “bir ülkeyi gezerken hep orada yaşayan insanların evlerini merak ederim. Mutlaka sizde merak ediyorsunuzdur. Gelin bizim evimizi görün. Norveçli orta halli bir aile nasıl yaşıyor görün’’.
Hiç nazlanmadık. Bir bahçe içinde harika bir evdi. Bayan edebiyat öğretmeni, kocası ise bilgisayar programcısı. Evlerini gezdik: yapılması yıllarını almış. “Hemen herşeyi kendimiz dizayn edip yaptırdık. Birçok þeyi de kendimiz yaptık. Oymalı bir kapıyı göstererek “bu kapıyı da emekli babam bizzat yapıp bize hediye etti” dedi ve ekledi “burada öyle mutluyuz ki.’’
Bahçede oturduk. Sadece Norveç’ te yetişen , dağlardan elleriyle topladıkları bir tür berry den yaptıkları tatlıyı ikram ettiler. Dünya tatlısı kızlarıyla tanıştık. Ordan, burdan ve tabi Norveç’in ünlü yazarı Knut Hamsun’ dan bahsettik. Bizi buralara atan rüzgarýn biraz da Hamsun olduğunu duyunca çok şaşırdı bayan öğretmen. Kitaplığına gidip Hamsun külliyatına bir kez daha baktık.
Norveç deyince elbette ilk akla gelen yerlerden biri de Bergen. Yılın en az 275 günü yağmurlu olan Bergen’ i, bizler kadar şanslıysanız, pırıl pırıl güneşli havada gezmeye doyamazsınız. Balık pazarı balina eti tatmak için bir fırsat. Oslo belki dünyanın en sakin başkentlerinden biri. Dolaşırken sizi huzursuz edecek hiçbirşey yok.
Kon- Tiki müzesini ve Norsk Folkemuseum’u sakın ihmal etmeyin. Arabanızla seyahat ediyorsanız Andalnes’den Stryn’e mutlaka gitmelisiniz. Hayatınızın en ilginç araba sürüşlerinden biri olabilir. Yıllarca uzun uzun anlatırsınız.
Laponlar Norveç’in Kuzeyinde Ren Geyiği yetiştirerek geçiniyor. İlginç kıyafetleriyle ve folklorik yaşamlarıyla ilgi çekiyorlar. Gezinizde Lapon yerleşim yerlerindeki köy marketlerinden bir tane Ren Geyiği derisi almanızı öneririm. Ren Geyiğinden yapılmış çok güzel hediyelik eşyalarda var. Bu Ren Geyikleri ihtiyaç için yetiştiriliyor. Vahşi yaşamla bir ilgisi yok.
Norveç seyahatimiz en problemsiz gezilerimizden biri oldu. Bunda “soğuk’’ olarak tanımlanan Kuzey insanlarının “sıcak’’ yaklaşımları rol oynadı öncelikle. Bize çok yardımcı olan Norveçlilerden bir genç bayanın Akşehir doğumlu bir Türk çıkması da tatlı bir sürprizdi.
Notlar:
Norveç Türkiye’ nin yarı büyüklüğünde. 4.5 milyon insan yaşıyor. % 70’ i mavi gözlü. 15,000 Dolar olan milli gelir Kuzey denizindeki petrolün bulunmasýyla 30,000 Dolara çıktı. Ama Norveç’ liler bu petrol bolluğuna rağmen Avrupa’nın en pahalı ( Türkiye hariç, çünkü dünya rekoru bizde) benzinini kullanıyorlar. Hükümet bu şekilde kişileri ve şirketleri alternatif enerjiye zorluyor. Amaç çevre kirliliğini önlemek. Norveç’ te vergiler çok yüksek, ama herkes beşikten mezara devletin garantisinde. Orta sınıf çoğunlukta. Belki o nedenle ülke huzurlu. Avrupa Birliğine bu düzen bozulmasın diye girmek istemiyor halk. Yemek için en popülar seçim balık. Norveç’ te sabah, öğle, akşam balık yedik, üstelik yanımızda bile tuzlu balık getirdik. Ama yemeklerin her türlüsü güzeldi. Kitaplardaki fiyatlar sizi korkutmasýn; bir iki günde herşeyi öğreniyor, fazla harcamadan gezmeyi öğreniyorsunuz. Arctic Circle’ i geçerken tam çizgide fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Bütün İskandinavya gibi Norveç’ te de yazın otel fiyatları daha uygun. Yazın yer sorunu yok. Ama Norveç insanını tanımak için mümkün olduğunca evlerde kalın.
|