Anasayfa | Bize Ulaşın | REKLAM FİYAT LİSTESİ | Seri İlan | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle

Arama


Gelişmiş Arama

Madrid: "No Pasaran"

Bu defa İspanya'nın başkenti Madrid'deyiz

Kategori  Kategori : Gezi Notları
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 319
Tarih  Tarih : 20 Aralık 2009 18:01

Madrid Havaalanında çantamı kontrol cihazına koydum. Kendim taramadan geçerek çantamı alıyordum ki görevli bayan polis, çantayı göstererek İspanyolca bir şeyler sordu.

Söylediklerini anlamadığımı belirttim. Bayan İspanyolca konuşmaya, ben de anlamadığımı söylemeye devam ediyorduk.

Bir türlü anlaşamadık. Derken bayan polis, bir başka polis arkadaşını çağırdı, ona bir şeyler anlattı.  O arkadaşı da İngilizce olarak bana açıkladı.

Mesele şuymuş: Şehrin orta yerinde Madrid’in simgesi bir ayı heykeli var. Bu heykelin  biblosunu hatıra olsun diye satın almıştım.Bayan polis çantam kotroldan geçerken tarayıcı ekranında bu ayıcığı görmüş ve bana diyormuş ki “Ben Madridliyim, şehrimin simgesini alıp memleketinize götürmenizden mutluluk duydum. Teşekkür ederim.”

Böyle bir şeyle ilk defa karşılaşıyordum. Ben de Madridli polis bayana teşekkür ettim. Madrid’i onun mutlu heyecanıyla birlikte hatırlayacağım.

No Pasaran

Çoğu kişi hatırlamayabilir. Bir zamanlar Madrid kenti müthiş bir direnişin sembolüydü.

İspanya 1933 ve 1939 arası bir iç savaş yaşadı. Çocukluğumda sahalar ve spor sayfaları ne kadar Real Madrid futbol kulübü ve unutulmaz santraforu Di Stefano ile doluysa, tarih dergilerinin sayfaları da İspanya’nın kardeş kavgası ile doluydu.

Bu, 20’nci yüzyılın harp tarihini olduğu kadar, belki de ondan kat kat fazlasıyla, dünya sanat tarihini; edebiyatı, resmi ve sinemayı etkileyen bir olaydı.

İlan edilen cumhuriyeti yıkmak, yerine krallığı tekrar geri getirmek için Falanjistler (İspanyol faşistleri) ve ordu, General Franko önderliğinde ayaklandılar.

Siviller, yani memurlar, işçiler ve aydınlar  cumhuriyeti savundular. Silahları yoktu. Karşılarında ise kocaman, düzenli ve silahlı bir ordu vardı.

Falanjist faşist ordular Madrid’i kuşatmıştı. Cumhuriyetçiler demokrat ülkelerden yardım istediler.

Dünyanın dört bir tarafından demokratlar, her çeşit ideoloji inanırları (Liberaller, Sosyalistler, Komünistler, Anarşistler...) bu çağrıya uyup İspanya’ya gittiler.

Silahları ve savaş eğitimleri yoktu. Ama destanlar yazıldı. Sloganları: No Pasaran’dı. Yani “Geçit Yok.”  Sonradan Fransa Kültür Bakanı olan yazar Andre Marlaux bu  müthiş direnişi “Umut” adlı romanında anlatır.

Yalnızca hayal değildir anlattığı. O da cep-heye, direnişe gelmiştir. Başıbozuk gönüllülerin Falanjistlere karşı verdikleri, kendisinin de bizzat yaşadığı savaşı anlatır romanında.

Ernest Hemingway de oradadır. “Çanlar kimin için çalıyor” adlı kitabında  Franko ordularına karşı direnenlerin safında savaşan Amerikalı genç adamı ve acıların ortamında yeşeren derin bir aşkı anlatır.

Savaş ve kan vardır, ama sanat, yani resim, yani şiir, yani insanı insan yapan değerler ve aşk da cephelerde devam eder, sürer gider.

Fransız işgalcilerin bir zamanlar Madrid sokaklarında insanları kurşuna dizmeleri gibi, Guernica’da sivil halk bombalarla öldürülür.

O günleri ressam Goya resimlemiştir, bugünleri ise Picasso.

“ ne vakit gözümü yumsam akşam

   madrid kapısında nöbet tutmaya dönüyorum

   bir dakika geçiyor geçmiyor

   maria pilar’ı kurşuna dizmeye götürüyorlar”

Yalnızca Maria Pilar değil, onbinlerce insan kurşuna dizildi. İspanya edebiyatının 20’nci yüzyıldaki en büyük değerlerinden Frederico Garcia Lorca’da 38 yaşında Falanjistlerce kurşuna dizildi.

Demokrat dünya, Halk Cephesi hükümetine yardıma tereddüt gösterirken, Hitler Almanyası, Mussolini İtalyası var güçleriyle Falanjistleri desteklediler.

İtalyan silahları Falanjistlere aktı. Nazi uçakları Madrid’i acımasızca bombaladı. Tarihte ilk defa bir şehir ve sivil halk havadan bombalanıyordu.

 Franco, ‘ya teslim olacaklar ya da Madrid’i başlarına yıkacağım’ demişti.

Madrid

Otelimden çıktım. Metroya bineceğim. Elimdeki jetonu tam atacakken 8-10 gencin koşarak geldiğini görünce korkarak yana çekildim.

Gençler turnikelerin üzerinden atlayıp jeton falan atmadan geçip gidince, Madrid’de metronun sıçramasını becerenlere bedava olduğunu öğrenmiş oldum.

Bütün Avrupa şehirlerinde olduğu gibi, metro Madrid’de de harika bir ulaşım aracı. Dakikalar içinde istediğiniz yerdesiniz.

Avrupa başkentleri içinde metre kareye en fazla yeşillik düşen başkent Madrid imiş. Kentin eski yüzyıllardan kalan bölümünü gezerken fazla bir yeşil alan görülmüyor. Ama yukarıdan uçaktan bakınca yeni yerleşim alanlarında parklar, yeşil alanlar neredeyse kentin yarısını kaplıyor.

Eski Madrid

Eski Madrid’in, yani Orta Çağlardan kalan yapıların yer aldığı bölümün ortasında Plaza Mayor var.

Plaza Mayor, sütunlarla bezeli antik binalarla çevrili bir alan. Ünlü Engizisyon Mahkemeleri bu meydanda yapılırmış.

Biliyorsunuz bu mahkemelerde temize çıkmak pek mümkün olmadığı için, suçlananların hemen hepsi yine burada yakılarak idam edilirlermiş.

Şimdi bu kanlı, kötü anılar taşıyan meydanda dolaşan yüzlerce insan gibi ben de meydana çevreleyen binaların göz kamaştıran mimari güzelliğine bakıyor, eski acılı günlerden kalmış olan hiçbir şeyi göremiyorum.

Diğer mutlu gezginler gibi bir restorana oturuyorum. Önüme gelen biftekten kocaman bir parçayı kesip ağzıma atıyorum. Lezzet dolu eti çiğnerken aklıma, boğa güreşleri ve meydan ‘Ole’ sesleriyle çınlarken matadorun usta kılıç darbesiyle can veren boğa geliyor.

Arena’da ölen boğalar restoranlara satılırmış. Bu biftek de yiğit bir boğanın etimi acaba? Garson büyük bir ciddiyetle ‘hayır’ diyor.

Bu yüzlerce yıl yaşındaki binaların alt katları, yani bodrumları labirent gibi. Kimisi bar veya gece kulübü, kimisi ise hediyelik eşya satılan yer olmuş.

İçlerinde gezinmek heyecan verici. Daracık geçitler, sağda veya solda bir kaç basamakla çıkılan iki kişinin sığabildiği hücreler, insana bir eğlence yerinde değil de Engizisyon işkencelerinin yapıldığı bir mahzende olduğu duygusu veriyor.

Meydanın çevresinde tamamen antik binalar var. Bunların en ünlüsü ise Plaza de la Villa’daki 600 yıllık ‘Torre de Lujanes’. Vaktiyle yenik Fransa kıralı bu binaya hapsedilmiş.

Baş tarafta anlattığım ayı heykelinin bulunduğu ‘Puerto del Sol’ ise bir mahşer yeri gibi kalabalık.

Meydandaki postahane binasındaki saat yılbaşında 12 defa çalarken, izleyenler  her çalınışta bir üzüm tanesi yerlermiş. Bunun uğur getireceğine inanılırmış. Tabii o sırada kimsenin aklına  bir zamanlar bu binanın bodrumunda işkencelere uğratılanların yaşadıkları uğursuzluklar gelmiyor olmalı.

Meydanda yere konmuş bir sıfır noktası işareti de var. İşte İspanya’daki kentlerin Madrid’e olan mesafeleri buradan başlayarak ölçülüyor.

Palacio Real

Eğer yürümeyi seviyorsanız Madrid’i daha çok seveceğiniz ve kesinlikle daha iyi tanıyacağınız muhakkak.

Anıtları, sarayları, içinde var olduğu çevreyle öğrenmek hayal gücünü de zenginleştirdiğinden insan gördüklerinden daha çok zevk alıyor.

Palacio Real, kraliyet sarayı bir tepe üzerinde, Kral Felipe tarafından yaptırılmış. Saray çok geniş  bir alanı kaplıyor.

Sarayın konumu, mimari planlaması, görünümü, mermer merdivenleri, mermer işlemeleri ve heykelleri çok etkileyici.

Sarayın muhteşem salonları, sanat şaheseri duvar ve tavan kaplamaları, freskler, kral ve kraliçenin tahtları, silah kolleksiyonu doyulmaz görsel bir ziyafet.

Hele sarayın yemek salonu unutulur gibi değil. Bir de duvarları olağanüstü renkli ve kabartma figürler taşıyan porselenle kaplanmış odaları anmalıyım.

Del Prado

Madrid’de bir çok müze ve sanat galerisi çok geniş bir bulvar olan  Paseo del Prado’nun her iki yanındaki bloklardaki ta-rihi binalarda yer alıyor.

Bulvar üzerinde iki harika fıskiye-çeşme var. Birisi arslanların çektiği araba ve üzerinde tanrıça Kibele bulunan çeşme, diğeri ise atların çektiği arabayı süren  Neptün heykelli çeşme.

Ah, bolluğun kaynağı şakırdıyan su, gücün timsali atlar, arslanlar, bereketi bahşeden tanrılar ve onları gözlerimiz önünde somutlaştıran insanın sanat gücü. Nasıl da mermere yüzyıllar boyu yaşayacak ölümsüz ruhu verebiliyorlar !..

Ya Prado sokakları, Prado müzeleri, Flamenco dansları.. Bir başka yazıda anlatmak üzere, hoşçakalın.

HALİT ANGINER/CANADATÜRK
GEZİ RESİMLERİ İÇİN TIKLAYIN

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Gezi Notları

En Çok Okunan Haberler

Bahar aylarına kadar bekleyeceğiz Hasan Yılmaz
Hasan Yılmaz
Marmara'nın Karadenizli gelinleri Pınar Şenkaya
Pınar Şenkaya
Kızılderililer sus payıyla susacak mı? Esra Coşkun
Esra Coşkun
Nasıl olgun insan olunur? Mukadder Temiz
Mukadder Temiz
Kalp Zekası Semra Karahan
Semra Karahan
Ergenekoncu İdhar'ın üç atlısı! Faruk Arslan
Faruk Arslan
Doktora Yapmak ve Akademisyen Olmak İsteyenlere Altın Tavsiyeler Fahri Karakaş
Fahri Karakaş
2010 Vancouver Kış Olimpiyatları Fatma Durmaz
Fatma Durmaz
GMAT Sınavı Turkan Ibis
Turkan Ibis
AZİZ misin, NESİN? Halit Angıner
Halit Angıner
Sıkça sorulacak sorulara hazır cevaplar Akif Eren
Akif Eren
Kanada'da neden hayat bulamadığımızın cevabı Semih Erdem
Semih Erdem

Yeni Eklenen Haberler

Anket

CANADATÜRK 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren ücretli oluyor.Yeni yılda CANADATÜRK''e nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz




Tüm Anketler

Canadatürk © 2007 - 2009 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Kisi Aktif

Destek: info@canadaturk.ca         Tasarım: Idol Graphic