| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Bize Ulaşın | REKLAM FİYAT LİSTESİ | Seri İlan | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Arama |
AFRODİSYASGeçmiş zamanın peşinde yolculuğumuz bizi Afrodisyas'a çıkarıyor.
Bizim Haydar arkadaşımız ayaklı antik çağ ansiklopedisidir. Doğa aşığıdır. Bir köşeye çekilip birikimlerini yazmaya başlamadan önce tığ gibi bir delikanlıydı. İşte o zamanlar Manisa Dağcılık Kulübü’nün diğer elemanları ve Manisa Tarzanı ile birlikte, Türkiye’nin hemen bütün dağlarına tırmanmış ve zirvelerine kulübün bayrağını dikmişti. Ne zaman ki kitap yazmaya başladı, enerji tüketmeye alışkın vücudu şaşırıverdi ve kitapları Haydar’ın boyuna yaklaştıkça, göbeği de aynı şekilde büyüdü ve boyuyla yarışmaya başladı. Bir gün birlikte Afrodisyas’a gitmeyi kararlaştırdık. İzmir’den Levent’i aldık ve güzel güneşli bir günde yola çıktık. Haydar, Ege Bölgesini ve oradaki Antik Kentlerin tümünü satır satır tanıyor. Her yeri ve her şeyi biliyor. Onunla yolculuk bitmeyen bir serüven. Adeta her yol ayrımında duruyor, gösterdiği kimi uzak, kimi yakın yerlere bakıyor ve hikayelerini dinliyoruz. Bu hikayelerin kimi mitolojik, kimi güncel. Yalnızca anlatılanları dinlemiyoruz, alışve-riş de yapıyoruz. Haydar her yeri ve her şeyi biliyor dedim ya... - Sağda dur, diyor. Duruyorum. Buranın leblebisi meşhurmuş. Leblebi alıyoruz. Sonra solda durup yoğurt ve ayran alıyoruz, bir başka yerden de zeytin yağı. Sonra peynir, daha sonra sabun, onun da sonrasında bal ve reçel... Velhasıl arabanın bagajı tıka basa doldu. Herhalde artık mola vermeyiz diye düşünürken Haydar omzuma dokunmaz mı! -Şurada dur. Durdum. Bu durduğumuz yerde el yapımı çok güzel bıçaklar varmış. Vitrinlerde kocaman kasaturalar, kılıçlar ve çeşit çeşit bıçaklar vardı. Birer tane de ekmek bıçağı aldık. Tekrar yola koyulduk. Yol kenarında köylüler domates ve biber satıyorlardı. Arabamızda kalan boş yerlere de domates ve biber doldurduk. Bir ayrımdan geçerken, Haydar, Karasu’ya uğramayı önerdi. Yüzlerce yıl yaşındaki koca ağacı görebilirdik. İçinde şöyle bir tur atmak üzere kasabaya girdik. KARASU KASABASI Bu sevimli kasabayı turlarken yol üzerindeki bir fırında henüz dumanı üzerinde taze ekmekleri görünce dayanamayıp birer ekmek aldık. Kasabanın içinden akan dere, meyve bahçeleri içerisindeki evlerin yaslandığı yamaçtan kaynıyordu. Kaynağın olduğu yerde muhteşem ağaçların gölgesinde kasabalı bir ailenin işlettiği basit bir lokanta bulunuyordu. Domates, biber, peynir ve ekmeğimiz, hatta bıçağımız bile vardı. Eh, bizde oturup bir öğle yemeği yiyebilirdik pekala. Çocuklar bir masa hazırladılar. Kap kaçak, bir sürahi su koydular. Çaylar geldi. Ulu ağaçların altında, peynir domates ve çıtır çıtır ekmekle karnımızı doyurduk. Tadını nasıl anlatsam ki! Yemek sonunda baktık ki, bıçakla yiyecekleri keserken, masanın üzerindeki örtüyü de kesmişiz. Adamı çağırıp hem yırtılan örtü hem de yapılan servis için para ödemek istedik. Lokantacı yalnızca çayların parasını aldı. Başka bir ücreti kabul etmedi. Adama, bir yığın teşekkürden başkasını kabul ettiremedik. NYSA Niyetimiz Afrodisyas’a gitmek, ama bilmem oraya varabilecek miyiz? Çünkü Haydar, Nysa’ya mutlaka uğramamız gerektiğini söylüyor. Nysa’ya uğradık. Çok az bir kısmı toprak üzerine çıkarılan Nysa’nın görünüşü çok etkileyici. Ege’nin her köşesi böyle antik kentlerle dolu. Ne zaman bir tanesini görsem, bunun eşi benzeri yoktur diyorum. Ama bu topraklarda öyle çok uygarlık yeşermiş ki, her adım başında yeniden şaşırmak işten bile değil. Nysa’da 2000 yıl önce sel sularının zararlarını önlemek için kocaman tüneller yapılmış. O zamanlar kentte, çarşılar, hamamlar, meclis binası, tiyatro ve üç katlı kütüphane binası varmış. Memleketin bugünkü gelişmişliğinde bile, yani 2000 yıl sonra, kasabalarımızın kaçında, kaç yıldır böyle kütüphane ve tiyatro binaları var. Sultanbeyli’den çıkıp tekrar bereketli ovanın içinde yola devam ediyoruz. Aydın’a daha doğrusu Germencik’e ilk gelişimi hatırlıyorum. Germencikli eniştem Menderes ovasındaki incir tarlalarını, ovayı çevreleyen tepelerdeki zeytinlikleri gösterirken kollarını iki yana alabildiğine açarak ‘bizim buraların dağlarından yağ, ovasından bal akar’, demişti. Ne zaman buralardan geçsem yağ fıçısı zeytinlere, bal küpü incirlere aynı hayranlıkla bakar, tabiatın lütuflarına aynı minnettarlığı duyarım. AFRODİSYAS Ve sonunda Afrodisyas’a vardık. Burasının da Nysa gibi binlerce yıla dayanan tarihi var. Bereketli ovaların ortasına kurulmuş. Bir çok uygarlığa ev sahipliği yapmış. Anadolu’ya Doğu’dan gelenleri de Batı’dan gelenleri de içine almış, onların kültürleriyle kendi kültürünü kaynaştırmış. Ama değişen dünya koşulları, çöken imparatorluklar, tabiatın önlenemez öfkesinin simgesi depremler, günün birinde bu uygarlık harikasının da dünyamızdan elini çekip, toprağın derinliklerine, ağaçların salkım saçak köklerinin koruyucu sığınağına çekilip oralarda yıllarca gözlerden uzak yaşamasına neden oldu. AFRODİSYASIN YENİDEN KEŞFİ Afrodisyas’ın yeniden yeryüzüne çıkması ise ilginç bir hikayedir. Çok fazla televizyon izlediğimi söyleyemem ama bir gün tesadüfen televizyonda, Ara Güler’i, Afrodisias’ın yeniden dünyamıza doğuşunu anlatırken dinledim. Ara Güler, biliyorsunuz, Türkiye’nin ünlü fotoğrafçılarından biridir. Fotoğrafları kadar ilginç bir kişiliktir. Kimseyi iplemeyen tavırlarına kızsanız bile tatlı şivesiyle anlattıklarını dinlemekten kendinizi alıkoyamazsınız. 1950’ li yıllarda, fotoğrafçı olarak çalıştığı derginin patronu, Ara Güler’i, bir yerin fotoğraflarını çekmesi için Aydın taraflarına göndermiş. Dönüşte Ara Güler’i getiren arabanın şöförü yolunu kaybetmiş. Bir köye rastlamışlar. Yol sormak üzere köyün kahvesine gitmişler. Ara Güler kahvehaneyi görünce gözlerine inanamamış. Köylüler süslü sütunlarla donanmış kahvede, mermer sütun başlıklarından masalarda kağıt oynuyorlarmış. Kadınlar ise evlerinin bahçelerinde, yine mermerden oyulmuş insan ve meyve kabartmalarıyla süslü lahitlerin içinde pekmez üzümü çiğniyorlarmış. Ara Güler bütün bunları fotoğrafladıktan sonra bu mermerleri nereden aldıklarını sormuş. Ve köylüler onu köyün hemen bitişiğindeki Afrodisyas’a götürmüşler. Ara Güler toprağın üzerinde görülebilen sütunların, duvarların fotoğraflarını çekmiş. İstanbul’a geldiğinde bunları bir çok arkeoloğa göstermiş. Ama kimsenin böyle bir yerden haberi yokmuş. Ve kimsede de merak uyanmamış. Ama kendisi gördüklerinin öyle etkisindeymiş ki, fotoğrafları Amerika’da bildiği bir dergiye göndermiş. Dergi fotoğrafları yayınlamış. İşte o zaman bilim çevrelerinde kıyamet kopmuş. Amerikan Üniversiteleri büyük ilgi göstermiş. Kaynak sağlanmış ve Afrodisyas’ı gün yüzüne çıkartmak için çalışmalar başlamış. İşte bugün Efes’ten bile önemli bir yer olduğu söylenen kentin bin beş yüz yıl sonra yeniden keşfi böyle olmuş. Afrodisyas’ta kazıların daha en az yüz yıl süreceği söyleniyor. Sürekli yıkılmış binaların duvar taşları, kolonları, harikulade heykeller, altın gümüş paralar ve eşyalar çıkarılıyor. Heykeller Afrodisyas’taki müzede sergileniyor. Herbiri birer şah eser olan bu heykeller, kentin sanatçılarının eserleri. Babadağ’dan getirilen mermerlerden heykel yapılırmış. Kentte bir de heykeltraş okulu varmış. Bu okulda yetişen heykeltraşların yonttuğu heykeller, Efes limanından gemilerle Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına ihraç edilirmiş. Müze bu heykellerle dolu. Dev mermer heykellerde mermer canlı gibi. İnsana konuşuverecekler gibi geliyor bir an. Julius Cesar’ın 2000 yıl önce Afrodisyas’a geldiğini, burada misafir edildiğini de hatırlatmalıyım. Şehir adını Mitolojinin Afrodit’inden almış. Ara Güler’e gelince: O, bugünkü durumdan pek memnun değil. Diyor ki: ‘Ben buraya ilk geldiğim zamanlar köylüler Afrodisyas’ta yaşıyor ve onu yaşatıyorlardı. Şimdi her şey müzede, köylüler uzağa yerleştirildiler. Afrodisyas artık yaşamıyor. Artık kolleksiyondaki bir kelebek o. Bir daha öldü. Afrodisyas artık şehir değil, bir park’. HALİT ANGINER/CANADATÜRK
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
Yeni Eklenen Haberler |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Canadatürk © 2007 - 2009 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek: info@canadaturk.ca Tasarım: Idol Graphic |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||