| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| Anasayfa | Bize Ulaşın | REKLAM FİYAT LİSTESİ | Seri İlan | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Arama |
Uzak komşu yakın dostSuriye'deki yolculuğumuza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Yıllar yılı Türkiye Suriye ilişkileri hep şeker renk yürüdü gitti. Osmanlı Devleti dağılınca Suriye bağımsızlığına kavuşacağını düşünmüştü ama bu bir türlü olamadı. Uzun yıllar Fransız mandası altında yaşadı Suriye. Ancak 1946’da, savaş sonrasında bağımsızlığına kavuşabildi. Hama’nın ortasından bir nehir akıyor: Orientes nehri. Su kaynakları bir hayli kıt olan Suriye’nin komşusu Türkiye ile çekişmesinin önemli nedenlerinden biri bu su meselesi. Elbette Hatay problemi de var. Suriye henüz Fransız hakimiyeti altındayken, Türk hükümeti, Hatay’da yaşayan insanların daveti üzerine aldığı bir kararla silahlı kuvvetlerini göndererek Hatay’ı Türkiye topraklarına bağlamıştı. Hatay halkının Türkiye’yi seçmesine ve bu yönde karar almalarına rağmen Suriye bu katılımı kabullenmedi. Hatay hep haritalarda Suriye’nin bir parçası olarak gösterildi. Hatay’ın verimli toprakları, zengin su kaynakları, Suriye’nin Hatay özlemini hep canlı tuttu. Bu nedenle Suriye, Türkiye karşıtı olan herkesi, hatta silahlı grupları Suriye’de barındırmış ve onları desteklemiştir. Bir de elbette şunu unutmamak gerekir: Suriye bağımsızlığını kazandığı günden başlayarak hep dikta altında yaşadı. Diktatörlerin ise yönetimlerini devam ettirebilmek için hep bir takım düşmanlara ihtiyaçları vardır. Düşman olacak ki, o düşmana karşı savaşırken birlik olmaktan bahsedip, içerideki karşıtlarını susturabilsin. Öyle ya düşman kapıdayken muhalefet mi olurmuş! Neyse ki, Türkiye’nin sabrı taşınca Suriye düşmanca davranışlarını bırakıp dost bir ülke oluverdi. Bir anda her iki ülkenin yöneticileri kucaklaşıp öpüştüler. Sınırdan geçişler kolaylaştı. Vizeler kalktı. Her iki ülkenin vekilleri, bakanları birlikte halay çektiler, baklava, börek yediler. Şarkta her zaman olduğu gibi, o anda dost oldular. Suyun çok kıymetli olduğu yerde, Hama’nın ortasından akan Orientes ( Asi ) nehrinin önemi kolayca anlaşılabilir. Nehre iki bin yıl önce küçük barajlar inşa edilmiş. Bu barajların alt kısmına da ağaçtan dev su çarkları, bir başka deyişle su dolapları, Suriye’deki adıyla Noria’lar yapılmış. Barajdaki suyun basınç gücüyle dönen bu dolapların kovalarına dolan su, metrelerce yukarıya inşa edilen su kemerlerine aktarılıyor. Kemerlerdeki kanallara dolan su, kazandığı potansiyel enerjiyle çok uzun mesafelere giderek bağ ve bahçeleri suluyor. Bu iki bin yıllık sistem hâlâ çalışıyor. Ancak ahşap çarklar tıpkı ahşap yel değirmenleri gibi, öyle iniltiler, gıcırtılar ve çığlıklarla dönüyorlar ki, insanın içi parçalanıyor. TARİHİ BİR ŞEHİR Kuzeye doğru yola düştük yeniden. Halep, Suriye’nin ikinci büyük kenti. Nüfusu 3 milyon civarında. Güzel, güneş bir havada giriyoruz Halep’e. Şehir büyük ve haritamız yeterli olmadığından arabayı bir kenara çekip yol sormaya başladım. Ama dilimizi anlayan kimseyi bulamadım. O sırada tıkanan trafikte tam önümde duran arabanın direksiyonundaki genç adamla göz göze gelince ona da yolu sordum. İngilizce konuşurken, Türk olduğumuzu söyleyince, kusursuz bir Türkçeyle konuşmaya başlamaz mı! İstanbul Teknik Üniversitesinde okumuş, Türkçesi oradan geliyormuş. İTÜ deyince mesleğini sordum. İnşaat mühendisiymiş. Bir meslekdaşımla karşılaşmak beni heyecanlandırdı. Kendisine aynı meslekten olduğumu söyledim. Heyecanla elini uzattı. El sıkışırken aynı anda isimlerimizi söyledik: “ Halit ” Raslantıya bakın; sokakta yol sorduğum adam hem meslektaşım hem de adaşım çıktı. Halit bey bizi gideceğimiz yere kadar götürdü. Oturduk, muhabbet ettik. Suriye’yi, Halep’i, Türkiye’yi, yaptığı inşaat işlerini, velhasıl bir yığın şeyi konuştuk. Politik konuları ise, daha önce konuştuğumuz kişiler gibi, ustalıklı bir çekingenlikle atlıyordu. Ancak her Suriyeli gibi dost, kibar ve yardımseverdi. Otelimize yerleştikten sonra Halep’i dolaşmaya başladık. Halep’te çok miktarda Türk yaşadığını duymuştuk. Halep eski zamanlarda büyük bir dokuma merkeziymiş. İpekli kumaşları pek ünlüymüş. Eski yıllarda ithalatın pek sorunlu olduğu günlerde, kaçak ipek kumaşların kaçakçılar tarafından hayvan sırtında, mayınlı arazilerden geçirilip, Kilis’e geti-rildiğini hatırlayanınız olabilir. Öğrencilik yıllarında, Güney Doğu’ya ilk gidişimde bir arkadaşımın önerisiyle kaçakçı köyüne gitmiştik. İkimiz de pek heyecanlıydık. Hayatımızda ilk defa, o zamana kadar haklarında ancak gazetelerde okuduğumuz kaçakçıları yakından görecektik. Bir kaçakçı evine girdiğimizde, bizleri basit köy odasında ağırlayan adam hiç de öyle gazetelerdeki kaçakçılara benzemiyordu. Bizi de müşteri sanmıştı. Sırtçılık yapıyormuş. Yani ücret karşılığı sınır ötesinden aldığı yükü, mayınların ve mermilerin tehdidi altında Türkiye’ye getiriyormuş. Hanımı çay yaptı. Çayları içtik. Karısı, o garip kadıncağız, içeriden bir kaç parça kaçak mal getirdi. Bunlar ipekli kumaş, ipek namaz seccadesi, çay gibi şeylerdi. Fukara insanlara içim paralandı. Cebimdeki bütün parayı vererek anneme bir seccade aldım. Annem o seccadeyi uzun yıllar namaz kılarken kullandı. Halep’in ipek kumaşlarının ününü böyle öğrendim. Tarih boyunca Halep hep önemli bir ticaret merkezi olmuş. Şehirde geniş bir de Hristiyan mahallesi var. Düzenli ve temiz bir bölge. Eski binaları onarılıyor, yenileniyor. Halep’te hemen her yerden görülebilen Halep Kalesi, insan eliyle yapılmış, dolgu bir tepenin üzerinde. Tarihi 1200’lü yıllardan geliyor. Bu yerler ilk uygarlıkların beşiği olduğu halde o beşikten pek az bir şey gelebilmiş bu günlere. Bunun nedenine gelince: Komşular arasında yapılan savaşlarda kazanan taraf hem intikam hırsıyla, hem de eski yönetimi hatırlatan, belki zamanla bir başkaldırmayı tetikleyecek olan izleri silmek için, yendiği uygarlığın o güne kadar yaptığı her iyi şeyi yeryüzünden kazıyor. Bu işin, insanları köklerinden kopartmak, savunacak hiçbir değerlerinin kalmadığını onlara göstermek ve tümüyle yeni gelene boyun eğmelerini sağlamak olduğu düşünülebilir. Bu çağımızda da geçerli. Orta çağda İnka Aztek uygarlıklarını silenler, her iki dünya savaşında bir birlerinin şehirlerini kırdılar, yıktılar. Londra’nın ev ev bombalanıp yıkılmasının, Dresden’in – bir gün orayı anlatmak isterim – hiçbir neden olmadığı halde bombardımanla yerle bir edilmesinin, insanoğlunun yüzyılların emek ve kültür birikimiyle ortaya koyduğu değerlerin yeryüzünden topyekûn silinmesinin başka bir açıklaması var mı? Dışarıdan sapa sağlam görünen Halep Kalesi’nin içerisi yıkık döküktü. Ama, kalenin hemen altındaki Osmanlılar zamanından kalma eski şehir ve kapalı çarşı, yüzyıllar öncesindeki gibi kanlı canlı, kımıl kımıl, koşuşturan insanlarla dolu. Yüzlerce minik dükkanda binlerce kalem mal satılıyor. Daracık sokaklarda mallar ya eşek sırtında ya da bizzat insanlar tarafından yüklenerek taşınıyor, dağıtılıyor. Bu binbir gece masalları dünyasında insan günlerce dolaşabilir. Çarşıda hemen herkes az çok Türkçe konuşuyor. Deve kellesi sergileyen kasapları görmelisiniz. Bazı dükkanlarda Türkçe levhalar var. Bir tanesinde şöyle yazıyordu: “Kayınvalidene hediye al”. Bu kadar şey gördüm, çocuğuna, eşine, dostuna hediye al diyeni gördüm de, kayınvalidene hediye al diyeni ilk defa gördüm. İşte bu da Şarkın bir özelliği olsa gerek. Zaten biz Şarklıların ne zaman ne kelam edeceğini kestirmek öyle kolay değil. Bunu en iyi bizler biliriz. Eski şehirdeki ve kapalı çarşının içindeki güzelim camileri, Orta Doğunun simgesi o güzel minareleri, yolcu ve tüccar hanlarını sözlerime eklemem gerek. Halep’in ticaret merkezi olduğu zamanlarda bu sayısı bir hayli fazla olan hanlar tüccar ve müşterilerle dolar, taşarmış. Şimdiyse, her milletten insanı ağırlayan han odaları artık ipekli kumaşların, örtülerin, şalların, binbir çeşit ıtırlı bitkilerin, kap kaçakların müşterilere sunulduğu yerler olmuşlar. Güzel, sevimli, dost Halep’te günlerin nasıl geçtiğini anlayamıyor insan. İşte yine yollara düşme zamanı geldi. Şimdilik uzak komşumuz, yeni dostumuz Suriye’ye veda etmeliyiz. HALİT ANGINER/CANADATÜRK
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
Yeni Eklenen Haberler |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
Canadatürk © 2007 - 2009 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Destek: info@canadaturk.ca Tasarım: Idol Graphic |
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||