Anasayfa | Bize Ulaşın | REKLAM FİYAT LİSTESİ | Seri İlan | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle

Arama


Gelişmiş Arama

İmparatorluğun Başkentinde - II

Washington'daki gezimize devam ediyoruz...

Kategori  Kategori : Gezi Notları
Yorumlar  Yorum Sayısı : 0
Okunma  Okunma : 417
Tarih  Tarih : 19 Ekim 2009 10:52

Amerikan İmparatorluğunun dünya üzerinde kaç tane askeri üssü var acaba? Gökyüzüne serpiştirdiği yüzlerce yapay peykle diğer ülkelerin nefes alışlarını, attıkları her adımı izliyor mu?

Koca Irak devletiyle savaşırken, Pentagon’da kurduğu karargâhtan, yani kendi başkentinden savaş meydanındaymış gibi, savaşı nasıl gözlüyor ve tam isabetle hedefleri vuruyor?

Ya da Amerika’daki CIA ofisinden, Beyrut sokaklarındaki bir casus kovalamacası, locasından tiyatro izleyen seyircinin yaptığı gibi yakından izlenebiliyor mu?

Duvarlardaki dökülmüş seramikleri tamir eden ustaya bakınca, vardığınız noktada saate dokunarak ücreti 2.5 Dolar arttırı-veren, sonra bloğun etrafında fazladan tur atıp hesabı düzleyen şöförlere takılınca, sıradan insanların arasında insanın aklına böyle şeyler gelmiyor bile.

Ama müzeleri gezerken bu sonsuz yeşilliklerin, çöllerin, bir zamanlar bir ucundan bir ucuna, aylar süren yolculuklardan sonra varılabilen bitmeyen düzlüklerin üzerinde bir lokma ekmek uğruna maceradan maceraya koşan insanların arasından çıkan olağanüstü kişilerin yarattığı uygarlığı aşamaları ile görmek mümkün olabiliyor.

Washington bir müze cenneti. “National Mall” adı verilen ve Lincoln Memorial ile Capitol adı verilen Kongre binası arasında uzanan kilometrelerce uzunluğunda  geniş alanın her iki yanında sıralanan çok sayıda müze var.

Üstelik müzelere giriş parasız. Müzeleri idare eden devlet kuruluşunun adı Smithsonian Enstitüsü. Enstitüye adını veren Simithson ise bir İngiliz bilim adamı.

Smithson 1829 yılında ölene kadar hiçbir zaman Amerika’ya gelmemiş. Hep İngiltere ve Avrupa’da yaşamış.

Öldüğünde, bir hayli yüklü olan mirasını o zamanlar daha henüz kurulmuş, pek genç bir devlet olan Amerika Birleşik Devletleri’nin hükümetine bırakmış.

İlginç bir şekilde hiç bilmediği, görmediği bir ülkenin hükümetine güvenerek bütün mirasını bırakan bu adamın dileği ise, hükümetin parayı “ insanların bilgilendirilmesi” için harcamasıymış.

Amerikan hükümeti de bu hazır parayı bütçe açıklarını kapatmakta kullanabilecekken, tam tersine üzerine katkıda bulunarak dev bir kuruluş meydana getirmiş.

Amerikan tarihi, bilimi, teknolojisi, kültürü, Smithsonian müzelerinde sergileniyor.

 

Depoları, arşivleri, tıka basa doluymuş.

1800’lü yılların ilk lokomotiflerini, Lindberg’in içinde okyanusu geçtiği uçağı, aya giden kapsülü ve daha bir çok dönüm noktasını bu müzelerde görmek mümkün.

Binlerce insanın arasında o müzeden çıkıp diğerine giriyorum. Bu National Mall bir harika. Bazen bir banka oturuyorum, bazen bir şeyler atıştırabileceğim bir büfenin önünde bir masaya.

Karnım doyunca da çocukların arasına karışıp dinazorları izlemeye gidiyorum. Ya Sanat Müzesini nasıl anlatmalı. İçindeki Degas’ları, Vinci’yi, Manet’i, Van Gogh’u.

Washington’da  gökdelen yok. Kongre’de alınan kararda hiçbir binanın yüksekliğinin Capitol’u geçemeyeceği kararlaştırılmış.

Sonrasında bu yükseklik daha da aşağıya  çekilmiş. Ve çok da iyi olmuş. Şimdi Washington’un neresinde olursanız olun Capitol’ün kubbesini veya Lincoln anıtını görebilirsiniz.

Washington şehrinin kuruluşunda bir Fransız olmasına rağmen Amerikan ordusunda İngiltere’ye karşı savaşan bir asker mimar ön plana geçiyor.

Adı L’Enfant olan bu Fransız, savaş boyunca George Washington’un karargahında görevliymiş. Bir Kongre binası yapılmasına karar verilince planlama görevi kendisine verilmiş.

L’Enfant, bir bina yerine bütün bir şehir, Amerika Birleşik Devletlerine başkent olabilecek bir şehir planlamış. Sonra Başkanlık Sarayını, yani Beyaz Sarayı ve  Kongre binasını çizmiş.

Ama öyle anıtsal, öyle görkemli şeyler çiziyormuş ki, bu işlere para falan yetişmez diyen yet-kililer, L’Enfant’ın işine son vermişler.

Hükümet o zamanlar  henüz bugünkü gibi şakur, şukur dolar basamadığından L’Enfant’ın bütün planlarını değiştirip küçültmüşler.

İşte 200 yıl önce küçülttükleri binalar, 200 yıldır ilaveler yapılarak büyültülüyor ama hâlâ ilk sanatçının, L’Enfant’ın düşündüğü büyüklüğe henüz erişebilmiş değiller.

Bir küçültülmeyen National Mall olmuş. Çünkü orası bir bataklık olduğu için kimse oraya yıllarca dokunmamış. Ve yıllar sonra L’Enfant’ın planladığı gibi düzenlenmiş.

L’Enfant’ın hikayesi çok sanatçının kade-rine benzer. İşine hem son verilmiş, hem de hükümet alacaklarını ödememiş. Ve mimar yoksulluk içinde ölmüş.

Çok zaman olduğu gibi, onun da yıllar sonra  kıymeti takdir edilmiş. Kıyıda köşede bir yere gömülmüş olan kemikleri çıkarılarak Arlington Milli Mezarlığına getirilmiş.

Arlington’da,  National Mall’u ve şehri yukarıdan gören  bir tepeye törenle tekrar gömülmüş. Mezarına yapılan anıtın üzerine Washington için çizdiği şehir planı kazınarak işlenmiş.

Arlington’un arazi olarak hikayesi de bir hayli ilginç. Kuzey ve Güney arasında iç savaş çıkınca Güney ordularının başına  General Lee geçmiş.

General Lee aslında Kuzey ordusunda subay George Washington’un üvey kızıyla evli ve Arlington’un bütün arazisi karısına ait. Lee karısı ve 7 çocuğuyla burada yaşıyormuş.

Savaş başlarken Lee albaymış. Başkan Lincoln onu general ve komutan yapmış. Bütün Kuzey Ordularının başına geçmesini teklif etmiş.

O sırada memleketi olan Virginia Kuzey Birliğinden ayrılıp Güney saflarına geçince, Memleketine karşı savaşamayacağını söyleyip ordudan istifa edip ayrılmış.

Virginia Valisi, Virginia’yı savunmak için Güney ordusunun başına geçmesini önerince, kendine göre geçerli nedenlerle bu görevi kabul etmiş.

Kuzey orduları Virginia’ya girince Lee’nin Arlington çiftliğini işgal edip karargah ve hastahane yapmışlar. Önce hastahanede ölen yaralılar oraya gömülmeye başlamış. Sonra savaşın diğer kayıpları ve daha sonra da Amerikan ünlüleri.

İşte  300  bin kişi bu topraklarda yatıyor. Bir çok isim tarihten, filmlerden, romanlardan tanıdık geliyor. Kennedy, eşi ve kardeşleri buradalar.

En etkileyici anıtsa   Meçhul Asker Anıtı ve orada yapılan nöbet töreni. Arlington’da anlatılamaz bir güzellik ve huzur var. Yeşillik, sessizlik, temizlik ve güzelim manzara.

Metroya binip Capitol’e gidiyorum. Washigton’da ulaşım çok rahat ve çok ucuz. Bizim Toronto’da ki belediyemiz sağ olsun, her dakika parasızlıktan şikayet edip hemen her şeye sürekli zam yapıyor.

Bu zamların karşılığında ise hizmet artacağına tam tersine habire hizmet kısılıyor.

 

Başkanlarımızın işlerini idare konusunda becerikli kişiler oldukları şüphesiz. Bizi  idare etmeyi de biliyorlardır mutlaka. Burası muhakkak. Ama  belki de biz idare edilmeyi beceremiyoruzdur. Herhalde böyledir. Her neyse!

Capitol, bir tarafında Temsilciler Meclisinin, diğer tarafında Senatonun bulunduğu, tepeye inşa edilmiş bir bina.

İlk yapılan binalar 1912 İngilizlerle yapılan savaşta, İngilizler tarafından yakılmış.

 

Aslında İngilizler bütün Washington’u ateşe vermişler ama yağan şiddetli yağmur, felaketi az da olsa önlemiş.

Kongrenin ilk kütüphanesi de bu arada yanıp gitmiş. Amerikalıların şansı yaver gitmiş, tam savaşı kaybettiklerini düşünürlerken, İngiltere barış teklif etmiş.

Barış sonunda yeni bir kongre binası yapılmış Washington’a. Her yer gibi burası da son derece organize. Güzel, düzenli bir  misafir kabul merkezi ve müzesi var. Müzede fotoğraflar ve maketlerle Capitol’ün hikayesi  öğrenilebiliyor.

Buradan gruplar halinde Capitol’ün görülebilecek yerleri geziliyor.  İki meclisin ortasında ki Rotunda ( Kubbe ), dünyanın en yüksek kubbeli yapılarından biri.

Rotunda’nın bodrumuna George Washington’un gömülmesi düşünülmüş. Ama sonra vazgeçilmiş. Şimdi orada Amerikan büyüklerinin heykelleri ve Amerikan tarihinin dönüm noktalarını anlatan tablolar var.

Ziyaretçi kalabalığında  dünyaya hükmeden bu en güçlü Meclisin havasını epeyi teneffüs ettikten sonra yer altından bağlanan bir tünelle daha ileride ki blokta bulunan Kongre kütüphanesine gittim.

Dünyanın bu en büyük kütüphanesinin kendisi bir mimarlık harikası. Bir mücevher gibi adeta. İçerisinde de her an değişik konularda sergiler var.

Bir tanesini gezdim. İnanın, insan sergilenen kitaplara öylesine kapılıyor ki ve zaman öyle çabuk geçiyor ki, yaka paça dışarıya atılabilir.

Geçmiş yüzyılların, sayfalara basılı olarak yaşayan kültür mirasına, kalın cam vitrinlerin ardından bakarken, deri ciltlere şöyle dokunuvermenin mutluluğu nasıl bir şey olabilir?

Hele bir de o güzelim Gutemberg İncili. İnsanın ufkunu açan, tarihin en büyük icadlarından biri olan matbaanın ilk ürünü.

Washington’da mahalleler arasında, sokaklarda dolaşmak bir zevk. Hele Georgetown sokaklarında eski evlerin arasında dolaşmanın, tarihi  kanallar boyunda gezinmenin, göl kenarında oturup bir şeyler yerken gelip geçeni seyretmenin tadına doyum olmuyor.

HALİT ANGINER/CANADATÜRK
GEZİ FOTOĞRAFLARI

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa | Word'e Aktar Word'e Aktar | Tavsiye Et Tavsiye Et | Yorum Yaz Yorum Yaz

Gezi Notları

En Çok Okunan Haberler

Bahar aylarına kadar bekleyeceğiz Hasan Yılmaz
Hasan Yılmaz
Marmara'nın Karadenizli gelinleri Pınar Şenkaya
Pınar Şenkaya
Kızılderililer sus payıyla susacak mı? Esra Coşkun
Esra Coşkun
Nasıl olgun insan olunur? Mukadder Temiz
Mukadder Temiz
Kalp Zekası Semra Karahan
Semra Karahan
Ergenekoncu İdhar'ın üç atlısı! Faruk Arslan
Faruk Arslan
Doktora Yapmak ve Akademisyen Olmak İsteyenlere Altın Tavsiyeler Fahri Karakaş
Fahri Karakaş
2010 Vancouver Kış Olimpiyatları Fatma Durmaz
Fatma Durmaz
GMAT Sınavı Turkan Ibis
Turkan Ibis
AZİZ misin, NESİN? Halit Angıner
Halit Angıner
Sıkça sorulacak sorulara hazır cevaplar Akif Eren
Akif Eren
Kanada'da neden hayat bulamadığımızın cevabı Semih Erdem
Semih Erdem

Yeni Eklenen Haberler

Anket

CANADATÜRK 1 Ocak 2010 tarihinden itibaren ücretli oluyor.Yeni yılda CANADATÜRK''e nasıl ulaşmayı planlıyorsunuz




Tüm Anketler

Canadatürk © 2007 - 2009 Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
RSS Kaynağı | Yazar Girişi

Kisi Aktif

Destek: info@canadaturk.ca         Tasarım: Idol Graphic